Üçüncü lisemden de atılmam an meselesi !

Aşağa gitmek

Üçüncü lisemden de atılmam an meselesi !

Mesaj  Thalia Bir Cuma Şub. 04, 2011 3:20 pm

Lise müdürünün o kasvetli odasındaki rahatsız koltuklardan birinde kaykılmış oturuyordum.Müdür; kel kafalı,göbekli,koca burunlu ihtiyarın tekiydi. Artık beni odasında görmekten sıkılmışa benziyordu. Bu seneki üçüncü gidişimdi ve okuldan atılmama ramak kalmıştı. Yine. Müdür sıkılmış bir sesle, yavaşça "Thalia." dedi. Sesimi çıkarmadan gözlerinin içine baktım. "Bu dönemki üçüncü gelişin.Neden böyle yapıyorsun Thalia? Neden diğer arkadaşların gibi normal olamıyorsun?" Sanki gerçekten de bunu merak edermiş gibi gözlerimi delercesine bakıyordu.Gözlerimi pencere pervazına dikerek "Efendim,bende DEHB var." dedim yavaşça."Uzun süre bir yere veya bir şeye konsantre olamıyorum ve yerimde duramıyorum." dedim. İyice kızarmıştım. Oda fazla sıcaktı ve ben burada bulunmaktan bayağı sıkılmıştım. Müdür dikkatimi çekmek için kalemiyle masaya birkaç kere vurdu. İstemeyerek gözlerimi ona çevirdim. "Bak kızım,ben de senin bu tür sorunların olduğunu biliyorum ama artık 16 yaşındasın ve bunları aşmanın bir yolunu bulmalısın.Bir daha odama geldiğinde maalesef çıkışını vermek zorunda kalacağım." dedi üzgünmüş gibi bana bakarak. Başımı hafifçe öne eğdim ve "Peki efendim." dedim.DEHB'nin önüne geçemeyeceğimi biliyordum ama biraz dikkatli olabilirdim.Yavaşça ayağa kalkıp müdüre son bir bakış attım ve odadan usulca çıktım. Dolabıma doğru yavaşça yürürken herkesin beni alaycı bakışlarla süzdüğünü fark ettim. Aldırmamaya çalışarak yüzümün ifadesini düz tuttum. Ama konuşulanları duyabiliyordum.
"Okuldan atılmasına az kaldığını duydum." dedi kızıl saçlı,gözlüklü bir çocuk.Endişeli gözlerle beni süzüyordu.Sanki söylemek istediği bir şey varmış da söyleyemiyormuş gibiydi bakışları.
"Çok şey görünüyor... ürkütücü." dedi sarı saçlı,kaslı bir çocuk.Yanındaki arkadaşı da onu onaylarcasına başını aşağı yukarı salladı."Belalı tiplere benzemiyor ama 2 okuldan atılmış ve şimdi de buradan atılmak üzere." dedi fısıldayarak. Kaslı çocuk gözlerime bakıyordu.Ona baktığımı fark edince bakışlarını yere indirdi."Ne sorununun olduğunu merak ediyorum."dedi arkadaşına.
"Şuna bak,yine müdürün odasından çıkıyor.Bahse girerim yine başını belaya sokmuştur." dedi okulun amigo kızlarının kaptanı. Mükemmel bacakları ve sert hatlarıyla bir lise öğrencisine göre çok kadınsı görünüyordu.Bu yüzden erkekler onun için deli oluyorlardı ya.O da bundan memnundu ve okuldaki tüm kızların nefretini kazanmaktan da hoşnuttu.Bu davranışlarından anlaşılıyordu.Kızın üstüne atlamamak için kendimi çok zor tutuyordum.
Nihayet İngilizce sınıfıma girebilmiştim.Buraya gelene kadar herkes benim hakkımdaki düşüncelerini yanındakine hafifçe fısıldamışlardı ve ben onlara bakıncaya kadar da bana merak eden gözlerle bakmışlardı.Aynı şey sınıfta da geçerliydi.Merak eden gözler yine bana bakmaya devam ediyor ve fısıltılar kesilmiyordu.Tahta ve metal karışımı bir maddeden yapılmış olan sırama usulca oturdum.Yanımda hiç kimse oturmuyordu,çünkü okulda hiç arkadaşım yoktu.Sadece hemen arkamda oturan ve ona bakıldığında sürekli sırıtan bir çocuk benimle birkaç defa konuşmaya çalışmış ve sanki beni takip ediyormuş gibi her yerde karşıma çıkmıştı.Lisemin o tekdüze ve sıkıcı ders zili çalınca İngilizce öğretmenim Bay Yorker sınıfa aceleyle girdi ve elindeki kitapları masaya bıraktı.Kitaplarının üstünde her zaman The New Yorker taşırdı.Öğrencileri bu dergiye baktıkça kıkırdamaktan kendilerini alamazlardı.Soyadı benzerliğinin komik olduğunu düşünmüyordum ama diğerleri bunu komik bulmuş olacaklar ki her dersin başında en az bir iki kıkırdama duyulurdu.Bay Yorker bunlara sertçe bakar,sonra derse geçerdi.Bugünkü sert bakışını attıktan sonra zaten karmakarışık olan saçlarını karıştırdı ve gözlüklerini düzeltti.Tahtaya bir şeyler yazmaya başladı.Ama ne yazdığını bir türlü okuyamıyordum.Bende DEHB'nin yanında bir de disleksi vardı ki öğretmenlerim bunu bilmelerine rağmen bana sürekli bir şeyler okutmaya çalışırlardı.Bay Yorker bana dönüp "Evet,çocuklar.Bugünkü konumuz Shakespeare olduğundan sizlere Shakespeare'in ünlü bir sözünü tahtaya yazdım.Bizim için bunu okur musun,Thalia?" dedi bana bakarak. Kızarıp tahtaya baktım. Tahtada bir yazı vardı ama harfler birbirlerinin yerine geçip duruyorlardı.Biraz gözümü kısıp tekrar bakmayı denedim.Yine oynayan harfleri karşımda görünce Bay Yorker'a bakarak "Okuyamıyorum efendim,bende disleksi var." dedim daha da kızararak.Bay Yorker sinirle üstündeki turkuaz kazağı çekiştirdi ve "Tahmin yürüt o halde." dedi. Derslerle aram pek iyi değildi,bu nedenle Shakespeare'in bildiğim tek sözünü söyledim usulca. "Olmak ya da olmamak.İşte bütün mesele bu?" Bay Yorker tatmin olmuş bir ifadeyle tekrar sınıfa döndü.Başımı önüme çevirip,boş defterime desenler karalamaya başladım.Dersin geri kalanıyla ilgilenmiyordum.Her zamanki alışkanlığımdı bu.Okul bitiminde eve gitmek zorunda kalacağımdan şimdiden strese girmiştim.Bugün cumaydı ve okul haftasonu herkese evlerine gitmelerini söylüyordu.Yatılı kalmak istememin nedeni annemin gevezeliğinden ve dengesiz hallerinden kurtulmaktı.Ama ne yazık ki her haftasonu onunla uğraşmam gerektiğini biliyordum.

Okulun son zilinin çalmasıyla çantamı omzuma geçirdim ve yavaş yavaş eve doğru yürümeye başladım. Evimiz Yukarı Doğu Yaka'da Metropolitan Sanat Müzesi'nin karşısındaki çatı katındaydı.Evet,annem çok zengindi.Ama bundan hoşnut değildim.Çünkü para insanın asla mutlu olmasını sağlamıyordu.Tüm giysilerimin Barney's'ten alınmasına,bir daire büyüklüğünde bir odamın olmasına,istediğim her türlü teknolojik eşya ve abur cuburun elimin altında olmasına rağmen ben yine de mutlu değildim. Benim istediğim bunlar değildi çünkü.Benim istediğim anne şefkati ve bir babaydı.Beni gözetleyen ve her zaman beni koruyan bir baba. Annem böyle bir şeyi satın alamazdı.Ne zaman konu babamdan açılsa annem simsiyah saçlarını arkaya atar ve siyah gözleriyle bana bakardı.Bir iç geçirir,"Babanın nerede olduğunu ben de çok merak ediyorum canım."derdi. İşte o zaman annemin gerçekten babamı özlediğini ve aslında gösterdiği gibi birisi olmadığını anlardım.Evimizin önüne gelmiştim,Metropolitan Sanat Müzesi'nin önünde el ele tutuşan ve sigara içen son sınıflara baktım.Birbirlerine iyice yakınlaştıklarını görünce başımı çevirip merdivenleri yavaşça çıkmaya koyuldum.Çatı katına varınca zili çaldım,annemin sevinç çığlığı bana kadar ulaştı ve kapıya doğru koştuğunu duydum.Aradan 1-2 saniye geçtikten sonra annem kapıyı hızlıca açtı ve bana sarıldı. "Thalia,ah seni çok özledim." Annemin o tanıdık sandal ağacı ve okaliptüs karışımı parfümünü içime çektim.Bu koku bana hep gökyüzünü hatırlatırdı.Annem geriye doğru çekilip beni şöyle bir süzdü. "Bir haftada kilo vermiş gibisin,iyi yemiyor musun?"diye sordu endişeli bakışlarla.Onun sıkıca toplanmış simsiyah saçlarına,çocuksu yüzüne ve mükemmel fiziğine baktım."Merak etme,iyi besleniyorum.Sanırım bu hafta çok hareket ettim."diye rahatlattım onu.Gözleri anında onaylamayla doldu ve "Gel,sana leziz yiyecekler hazırladım."dedi ve beni kolumdan çekiştirerek mutfağa götürdü.Yemek boyunca bir hafta boyunca yaptığı alışverişleri,gittiği defileleri ve tasarladığı kıyafetleri anlattı.Benimle ilgili pek soru sormadı.Annemin en çok bu özelliğini seviyordum,bana sınırsız özgürlük veriyordu."Yemeğini yediğine göre odana geçebilirsin."dedi sırıtarak.Ben onu yanağından öptüm ve odama doğru hızlı adımlarla yürüdüm.

Odamda aklınıza gelebilecek her türlü oyun,CD,kitap vardı. Ama en çok bulut resimleri ve şimşekler dikkati çekiyordu.Odamı ürkütücü sayılabilecek bir şimşek aydınlatıyordu ve beş kadar bulut tavandan aşağı sarkıyordu.Gökyüzünü çok seviyordum,sürprizlerle dolu bir yerdi.Uçak seyahatleri yapmayı en sevdiğim şeylerden biriydi.Gökyüzü dışında bilim-kurgu ve mitoloji kitapları okumayı,video oyunları oynamayı ve rock dinlemeyi severdim.Annem bunları bildiği için her doğum günümde bana ya bir kitap ya da oyun alırdı.Odam benim dünyamdı.Olmasını istediğim her şey buradaydı ve bir girdiğimde tekrar çıkmak istemediğim,kendimi bulduğum ve asla sıkılmadığım tek yerdi.
avatar
Thalia

Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 03/02/11
Yaş : 22
Nerden : manhattan

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Üçüncü lisemden de atılmam an meselesi !

Mesaj  Athena Bir Cuma Şub. 04, 2011 9:45 pm

Yurdun kasvetli havası hiç de bana göre değil.Aslında okul,tahta ve metal karışımı rahatsız bir sıra ve hiçbir gülümseyişime karşılık vermeyen ve hemen önümdeki sırada oturan Thaila yı kampa götürme görevi de bana göre değil.Açık pencereden içeri süzülen rüzgarın kulak tırmalayıcı seslerini dinlemek,hafta boyunca koruyucu olarak bir orada bir burada dolanmak da bana göre değil.Aslında Kheiron'un bu görevi bana neden verdiğini bile tam anlamı ile kavrayabilmiş değilim.Henüz on altı yıl görmüş toynaklarım bir çift insan ayağında hapis ve ben onları kurtarmak adına hiçbir şey yapamıyorum.Haftasonlarından bu nedenle pek fazla hoşlanmam.Yurdun sessizliği boğar bazen, ya da rüzgarın nidası sağır eder.Şimdi koltuğumun çıkardığı seslere hayran kalarak toynaklarımı ev hapsinden kurtarmış olmanın mutluluğunu tadıyorum.Thaila!Tek sorumlusu sensin bu durumumum.Seni korumak gün geçtikçe daha da güçleşiyor.Kokun iyice artmaya başladı ve seni biran önce Melez Kampı'na götürmeliyim.
Kafamdaki tüm düşüncelerden sıyrılıp, Pan'ı aramam gereken yerde seni alıp kampa götürmeliydim.Bunun için toynaklarımı kılıfına sokup toparlandım ve kamptan aldığım tişörtümü çantama attım.Yurdun kapısında durup "elveda!" dedikten sonra Metropolitan Sanat Müzesi'ne doğru yola çıktım.Staten Adasın'nda bulunan okulumuzdan vapurla nehrin ötesine gitmek için bir bilet aldım.Vapurda insanları incelerken kendi kendime bir söz verdim.Tanrılara insanlara acıyıp onlara birer toynak vermeleri konusunu sunacağım.O rahatsız edici şeyler gerçekten de çabuk yoruluyor.Etrafımdaki insanlara pek de dikkat etmiyordum her zamanki gibi.Sadece ayaklarına bakıyordum.Ama o sırada bir çift kara gözün üzerimde olduğunu fark ettim.Kızıl saçları beline kadar inmiş olan punkçu tipli bir kızla göz göze geldim.-ki o gözler her zaman görmek isteyeceğiniz türden gözler değildi.Dikkatimi dağıtmak için çevremi izlemeye başladım.Zeus ve Poseidon bir şeylere sinirlenmişti anlaşılan.Çünkü deniz ve hava resmen kükrüyordu.Bu aralar Tanrıların bir problemi var sanırım.Neyse kampa gidince anlarız neler olduğunu..
Kafamı dağıtmaya çalışıp başardığımı fark ettim ama o gözlerin hala üzerimde olduğunu hissedebiliyordum...Vapurdan indim ve müzeye doğru yürüdüm.Evin nerede olduğunu Kheiron bana göstermişti ve hemen buldum.Çatı katında olması da ayrı bir güzellik katıyordu eve.Toynaklarım!güzel toynaklarım!Neyse söylenmeden yukarı çıkmaya karar verdim ve tam kapıyı çalacakken içeride bir gürültü koptu.Kapının açık olduğunu fark ettim ve yumuşak adımlarla koyu parkeye bir adım attım... ...


adım 2; Koruyucun eve gelmeden önce kızıl saçlı bir kız anneni bayıltarak seni kaçırdı.Nasıl kaçırıldığını anlat...

İlk adım için 10 puan! .... Arrow
avatar
Athena
Admin

Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 01/02/11
Yaş : 23
Nerden : Brooklyn

Kullanıcı profilini gör http://percyjackson.forumdizini.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz